Perşembe, Şubat 02, 2006

Bu sabah...

....diyetisyenle randevum için Kızılay'a gittim. Çıkışta babaanneme rastladım. Muayene olmak için sırasının gelmesini bekliyordu.

Uzun zamandır görüşmüyorduk. Ufaklığı hiç görmedi mesela. Bu uzaklaşmanın sebepleri ya da sebep yerine geçecek mazeretleri var tabii, her iki taraf da kendince haklı sebepler buluyor istese. Çok yaşlanmış. Oturduğu koltuktan sanki bir daha hiç kalkamayacak gibi duruyordu. "Babanne!" diye çığlık attım görünce. Koşup boynuna sarıldım. Ne olduğunu o da anlamadı önce. Herhalde önce tanıyamadı beni. Sonra o da sarıldı. İkimiz de ağlamaya başladık, bir yandan da konuşmaya çalışarak. Hastalandığından bahsetti. Tahlil sonuçlarını alacakmış. Halamda kalıyormuş epeydir. Ama evini özlemiş. Gitmek istiyormuş. Çocuklar nasıl diye sordu. İyiler dedim. Ne oldu hasta mısın dedi. Yok hasta değildim, doğum sonrası aldığım kiloları vermek istemiştim sadece. Onun kontrolü vardı dedim. Başka bir şey de söyleyemedim. Sarıldık tekrar. Gözlerim yaşlar içinde " babanne arabayı kötü yere parkettim, acele etmem gerek karşıda da bir toplantıya yetişeceğiz" dedim. Tamam dedi. Bana da beklerim, gelin dedi. Yanından ayrıldığımda o da ağlamaklıydı.

Belli ki o da çok üzgündü görüşmediğimize. Belki birşeylerden o da pişman olmuştu. Ya da artık hiçbirinin önemi yoktu. Sadece etrafında oğlunu ona hatırlatacak kişileri daha sık görmek istiyordu. Belki de beni gerçekten özlemişti.

En kısa zamanda ziyaretine gitmeliyiz. Çocuklarım, küçükken benim de karıştırdığım çekmeceleri karıştırmalılar. Hala duruyorlarsa bebeklerimle oynamalılar. Büyükbabamın anahtarlık ve kartpostal koleksiyonlarını göstermeliyim onlara. Babannemin fazla yemeyelim diye bizden sakladığı badem şekerlerinden aramalılar dolaplarda.

Zaman geçiyor, acele etmek gerek. Sebepleri önemli değil artık. Hala birşeyleri düzeltebilirim.

15 yorum:

asliberry dedi ki...

Ben akraba ziyaretlerinden nefret eden biriyim, insanın birileriyle birarada olmaktan mutlu olması için kan bağı olması gerektiğine inanmıyorum. Yani akrabamdır, kanımdandır iyi geçinmeliyim gibi bir derdim olmadı hiç. Aksine çoğunlukla geri kafalı bulduğum için uzak durmaya çalıştım. Ancak anne olduktan sonra anladım ki çocukluğumun en güzel günlerini akrabalarımın evinde geçirmişim, babamın yokluğunu unutturmak için sarfettileri çabaları şimdi anlayabiliyorum. Her yaz tatilimi amcamın veya halamın evinde geçirdim, onların bahçelerinden yediğim taze meyvelerin tadı hala damağımda ve artık geri kafalı olmalarının veya küçük hesaplar peşinde koşmalarının hiçbir önemi yok benim için. Ben bir yargıç değilim. Sanırım yaşadığımız değişimleri açıklayacak sözcük olgunluk. Bir belgesel izlemiştim, kadının fiziksel gelişimi anne olmasıyla tamamlanıyormuş. Belki de kazandığımız olgunluğu anneliğimize borçluyuz. Amma uzun yazdım değil mi?

Adsız dedi ki...

sevgili annelog,
iyiki orada karşılaşmışsınız,ne güzel düşüncelerin olmuş.inşallah herşey gönlünce olur.
sevgiler,
ayşen

Adsız dedi ki...

Merhaba annelog,

Gerçekten çok ilginç bir tesadüf olmuş seninkisi. Benim büyükanne veya büyükbabalarım yaşamıyor. Ancak bir halam var. Geçen sene ablam, annem, ben ve Pınar, ziyaretine gitmiştik. Nasıl mutlu olmuştu anlatamam. Yaşlanınca kendi dünyalarına o kadar kapanıyorlarki, akrabalar, dostlar onlara hep eski zamanlarını hatırlatıyor. Pınar' da çok hoşlanmıştı bu ziyaretten. Pamuk gibi bir halam vardır benim, o yaşına rağmen hala tazecik ve bembeyaz olan cildi çok hoşuna gitmişti Pınar' ın. Hep ne kadar yaşlı bir halan var anneciğim deyip durmuştu.

Bayram ziyaretlerinde de Hakan' ın Teyzesi ve dayısına gideriz. Öyle tatlı dilli insanlar ki Kars' ta çocuklukları, gençliklerinde yaptığı şeyleri, kendi çocuklarının anılarını anlatırlar. Yaşlıları dinlemekte ayrı zevkli oluyor. Öyle tatlı anlatıyorlar ki. Mesela Hakan' ın teyzesi 5 yaşında iken Kars' ta anaokuluna gitmiş. Buna inanabiliyor musun? Bana çok ilginç gelmişti.

Çocuklarımızı, akrabalarımız ile nadir de olsa bir araya getirmeliyiz. Onlara öğretmemiz gereken birşey daha, hem de uygulamalı olarak. Anne-baba tarafı diye ayırt etmeden. Zira onların tarafsız hanede olması gerekiyor. Ben bu konuda şöyle düşünüyorum, haklı sebeplerimiz bile olsa eşlerimizin ailesine saygı duymamız gerekiyor, sevmek zorunda değiliz, ama seversek çok iyi olur tabiki.Hiçbir zaman ilişkileri koparacak noktaya getirmemeliyiz. Koparmak hiçbir şeyi çözmüyor. Zamanla değer verilenler o kadar değişiyor ki, bakıyorsun içinde bulunduğun anda anlamsız gelen şeylerden dolayı çok şey kaybolup gitmiş.

Çocuklarına tanıştırabileceğin bir büyükannen olması herkese nasip olmayacak bir ayrıcalık bence bu fırsatı kaçırma.

Aaaa gecenin bir yarısı filozofluğum tuttu yine, çenem düştü. Kafa ütüledim, sana da yazık canım...

Sevgiler
Neşeli

ibeking dedi ki...

bak okurken wallahi tüylerim diken diken oldu...neyse ne..geçmişte kalmış belli ki...affetmek erdemdir...büyüklüktür (kim haklı haksız bildiğimden değil) emin ol çoluğunla çocuğunla babanneni ziyaret ettikten sonra tüy gibi hafifleyeceksin..kafanın içinde bir yerlere gömmüş olduğun bu sıkıntıyı halledip yoketmenin dayanılmaz hafifliğini yaşayacaksın..emin ol böyle olacak...bak sonrasında yine konuşalım...

sevgiler

annelog dedi ki...

Aslıberry Merhaba, uzun mu olur hiç, okumak benim için zevk. Ayrıca ben de dediğin gibi düşünüyorum olgunlaşmak konusunda. Tetikleyen ne olursa olsun, olgunlaşmak çok güzel:)

Çok teşekkürler Ayşen Ablacım:)Umarım olur.

Neşelicim çok teşekkürler paylaştıkların için, kafa ütülediğini söylemen dışında yazdıklarına katılıyorum:)

İbeking Merhaba:) Mutlaka sonrasını da yazmak istiyorum. Bu haftasonu niyetim vardı gitmeye ancak şehir dışından yatılı misafirlerim olacak. Ama en kısa zamanda...

mehmet livvarcin dedi ki...

inşallah bütün sıkıntıları atlatır, geçmişe sünger çeker, gül gibi geçinip gidersiniz. bir tarafın mutlaka idareci olması gerekiyo insan ilişkilerinde ve bu bazan gerçekten çok zor olabiliyo

annelog dedi ki...

Teşekkürler Mehmet Livvarcin:), bu arada size de geçmiş olsun, kuırtlar vadisi yazısı çok hoş:)

zeyno dedi ki...

Sevgili annelog biliyor musun insana barışmak kadar huzur veren bişey yok. Küskünlük, hele de kan bağın olan bir insanlaysa yada çok şeyler paylaştığın bir insanlaysa zamanla insanı çok huzursuz ediyor. Barışmak ve yeniden sarılabilmek... Ne mutlu sana. Keşke ben de barışabilseydim küskün olduğum bir abimle ve ailesiyle...

semra dedi ki...

Sevgili Annelog;
insan hayatı gerçekten çok kısa. Hani göz açıp kapayıncaya kadar diyorlar ya işte öyle. Her zaman da istediğimiz şekilde ilerlemiyor olaylar. Ama problemler ne olursa olsun küskünlük çok kötü. İnsanın içini kemiren bir duygu. Aslında ne sen mutlu oluyorsun ne de karşındakiler. Sen güzel bir adım atmışsın bu yolda ve ilerliyorsun. Yolun açık olsun. Sevgilerimle.

Devrim Ozcan dedi ki...

Merhaba annelog, benimde 2004 aralik ayi bir yumurcagim var. Siteni cok begendim ve yakint akibe alacagim. Sevgilerimde

annelog dedi ki...

Zeyno Merhaba:), ben geç kalmışlığı bir kez yaşadım ve bunun ağırlığını hala taşıyorum. Geç değil. İlk adımı atmak ise bence büyük bir erdem. Umarım sen de içine sinen şekilde çözersin bu durumu.

Semra Merhaba:) Ben de öyle düşünüyorum. Bakalım nasıl gelişecek...

Zeyno Merhaba, uğramana çok sevindim. Tekrar görüşebilmek dileği ile derslerinde başarılar, civcivini de öpüyorum:)

Adsız dedi ki...

Evlilik yıl dönümünüz kutlu olsun sevgili arkadaşım. Upuzun, sağlıklı, mutlu yıllar geçirirsiniz inşallah...

Sevgiler
Neşeli

annelog dedi ki...

Çok teşekkür ederim Neşelicim. İnce düşünceli arkadaşım benim, yukarıya yazsan da olurdu:))

sevil dedi ki...

babaanneni gordugune ve ona gitmeye karar vermene cok sevindim. tam 1 yıl oldu babaannemi kaybedeli oyle severdimki. Yerinde rahat uyur insallah. Birseyler hala yakininizdayken lutfen kiymetini bilin.

annelog dedi ki...

Sevilcim çok haklısın, kimi ne zaman daha görebileceğimiz hiç belli değil. Ertelememek lazım.