Perşembe, Ocak 26, 2006

100 Kanguru


Kafam hala iş(im?)le meşgul. Ne yapacağım, ne zaman yapacağım bilmiyorum.
...
Anne olduktan sonra ve yapılması gereken işler arttığından bu yana, birçok işi eş zamanlı yapmaya başladım. Buna kitap okumak da dahil. Eskiden paşa paşa bir kitabı alır bitirir, öbürüne geçerdim. Şimdi tam tersi. Evde, iş yerinde, biryerlerde beklemem gerekirse diye çantamda, hep farklı farklı ve bitirilmemiş kitaplar var. Mesela, Boccaccio'un Decameron'unu yaklaşık üç yıldır okuyorum. Her aklıma geldiğinde ve uyumadan önce sayfaları çevirecek kuvvetim varsa, kaldığım yerden devam ediyorum. Aramadığıma içerlememiş, beni gördüğüne yine de sevinmiş eski bir dost gibi karşılıyor beni...

Konu kitap dostluğu değil tabii...İş yerindeki çekmecemde geçen yıl aldığım ama henüz bitiremediğim birkaç kitap var. Bunlardan biri Ahmet Şerif İzgören'in "İş Yaşamında 100 Kanguru" kitabı...İş değiştiriyor olmaktan dolayı kendimi sürekli suçlar ve şurda şunu yapsaydım daha iyi olurdu filan diye düşünürken, elektriklerin kesik olduğu bir sırada bugün okuduğum bir bölüm, belki de ben o kadar da ele avuca sığmaz bir çalışan olmayabilirim diye düşünmeme ve açıkçası rahatlamama sebep oldu.
Şöyle diyor bir bölümde: "Dünyada çok az ülkede Türkiye'deki eleman değişim hızını görebilirsiniz. Bu kadar çok iş değişikliğinin ana nedenlerinden biri çalışılan kurumu sahiplenmeyle bağlantılıdır. ..... Sahiplenebilmek için, sahiplenilecek firmanın bir felsefesi olması gerekir. Felsefe Yunanca Philo-Sophia kelimelerinin birleşmesinden geliyor; yani Sevgi+Akıl. Bu ikisi bir kurumda bir arada değilse, sahiplenmeyi bekleyemezsiniz."

Düşünüyorum... Bi kere, kurum diyebileceğim sadece bir iş yerim olmuş. Ondan da kendi isteğimle ve saçma bir idealizm uğruna ayrıldım. Sanırım esas hatayı da burada yaptım. Diğer yerlerden de, birinde uzun süre maaşımı alamadığım için, iki tanesinden de, bunu kabul ederek işe almış olmalarına rağmen, akşamları geç saatlere kadar kalmıyorum ve cumartesi pazar her düdük çaldıklarında işe gelmiyorum diye gelen tepkilerden dolayı ayrılmak zorunda kalmıştım. Gemi inşa sektörü son derece hızlı büyüyor Türkiye'de, ancak maalesef bu hızlı ortamda firmalar ne kurumlaşacak zaman bulabiliyor ne de kendilerine uygun bir felsefe yaratabiliyorlar. Sahiplenmeyle ilgili ise benim sorunum şu ki, en baştan fazla sahiplendiğim için, kurum olmayan diğer yerlerde rahatsız ettiğim kişiler oluyor. Bu kısım üzerinde biraz düşünmeliyim. Muhasebesini tam yapmadım daha.
Sonuç olarak, çalışanda olması gerektiği kadar, çalışılan yerde de bazı meziyetler olması gerekiyor. İkili ilişki gibi, sevgi ve akıl olmadan yürümüyor...

16 yorum:

Adsız dedi ki...

Merhaba annelog,

Biz ikimiz iş hayatında farklı trendler izleyen iki arkadaşız. Sen sürekli iş değiştiriyorsun, ben ise nerede ise 13 yıldır aynı yerde çalışıyorum. İşimden memnunmuyum? Bilmiyorum. Artıları da var eksileri de. Ama artılar benim terazimde ağır basmış herhalde ki hala buradayım.

Türkiye' deki şirketlerin yapısı dışında, çocukların eğitimi de biraz etken gibi geliyor bana.

Bizim eğitim sistemimizin amacı çocuklarımızın ilgi alanlarını tespit edip, onları buna göre yönlendirmek değil.

Anne ve babalar olarak bizler çocuklarımızı en iyi okullara göndererek en iyisini yaptığımızı düşünüyoruz. Sabahın köründe onları servise verip, akşam karanlığında karşılıyoruz. Bu okullarda en iyi eğitimi aldıklarını ve okul tarafından yönlendirildiklerini düşünüyoruz. Çevremdeki pekçok gence bakıyorum, yeğenlerimi inceliyorum. Hepsi başarılı çocuklar, iyi okullarda okuyorlar, üniversite sınavlarına giriyorlar ama tam olarak nereyi istediklerini, hangi mesleğin onlar için uygun olduğunu henüz bilmiyorlar.

Meslek seçimi sırasında, okul ve arkadaşları dışında başka bir sorumluluğu olmayan bu gençlerin, özel hayatları ile dengeli bir meslek seçmelerini beklemek esas yanlışlık oluyor sanırım.

Çocuklarımızı yetiştirirken onlara öğretmemiz gereken şeylerden biri de bu galiba.

İş hayatı dışında da bir hayatımız var.

İdealerini belirlerken, özel yaşamlarını da göz önüne almaları gerekiyor.

Adsız dedi ki...

Bu arada ben neşeli. İsmimi bırakmayı unutmuşum :))

annelog dedi ki...

Çok doğru Neşelicim. Mevzu derin, zamanı kendim için geri döndüremem ama çocuklarımız için geç değil tabii.

Adsız dedi ki...

Sevgili annelog,

Bende senin gibi zaman zaman bu iş benim için uygun değil diye sorgular ve bir türlü işin içinde çıkamazdım. Her şeyi başarmaya alışmış benim gibiler için (sanırım sende bana benziyorsun) bu işin içinden çıkamamak deli ederdi. İçim karardıkça kararırdı. Sonra kendime şöyle bir taktik geliştirdim, artı ve eksi hanelerini yazıp durumu analiz ediyorum. Eğer + hanesi ağır basıyorsa, Polyannacılık oynuyorum. Herkese göre bir taktik olmayabilir belki ama böylece hem kendimi, hemde çevremdekileri germiyorum. Her şeyi en iyi şekilde yapma düsturum hala geçerli ama spider man de değilim şimdi bu adam moda ya). Bunu kabul edince kendimle daha barışık oluyorum.

Neşeli

ASLI dedi ki...

İnsan maddi veya manevi olarak ,verdiği emeklerin karşılığını alıyorsa, şirkette biz bir aileyiz fikri oluşmuşsa,kopmak çok zor oluyor.

Ama şirketler sadece ticarethane olarak çalışıyorsa, birlik ve devamı sağlamak çok zor.Vaktimizin çoğunu işyerimizde geçirirken bu çok önemli.

Çocuklarımıza da iyi eğitim vermeden önce yetenek ve becerilerini göz önüne almalıyız bence de.

asliberry dedi ki...

Annelog Merhaba,
Yazına öykündüm, blog'umda sana atıfta bulunarak bir yazı yazdım.
Sevgiler.

Adsız dedi ki...

iş konusunda fazla birşey söyliyemiyeceğim bende neşeli gibiyim.ben aynı yerde işe başlayıp oradan emekli olan vatandaşım.buna etken evime yakınlığı,rahatlığı olabilir.hele kızım olduktan sonra çok daha rahatdım işyerimde ve halende parttime devam ediyorum bidiğiniz gibi.ama iş değiştirenede şaşırırım,nasıl oluyorda herşeye yeniden başlamak yani bana çok zor gelir.yeni bir mekan,yeni arkadaşlıklar falan.benide bu arada yangında ilk kurtarılacaklar listesine aldılar.ecevit gibiyim vallahi asla masamı ve odamı bırakmıyorum,buda garip.
çocuklar konusunda haklısın neşelicim,kapılmışız bir rüzgara gidiyoruz bakalım nereye kadar.
sevgiler,
ayşen

semra dedi ki...

Sevgili Annelog;
Benim maziye gömmeye çalıştığım bir yarama parmak bastın gene. Daha önce de söylemiştim 6 yılda 6 tane finans kurumunda çalıştığımı. En fazla çalıştığım yer 1.5 yıl, en az çalıştığım yer 6 ay. Gece saat 11 lere kadar çalışma koşulları hangi memlekette var bizim dışımızda bilemiyorum. Üstelik de bir karşılığı yok. Ne para ne de mevkii. Sevgili Ayşen gibi evime yakın yerler de değil hiçbiri. Evden işe, işten eve ulaşım en az 1.5-2 saati buluyor. Bu yolculukların bana kattığı tek fayda kitap okuyabilmem. Evet Türkiye'deki kurumların çoğunun (bu hangi sektörde olursa olsun) en büyük sorunlarından biri kurumsallaşamamış olmak. Bir felsefeleri yok gerçekten. Sanki hepsi birbirinin kopyası. İş böyle olunca da önemli olan aldığın ücret oluyor. Oysa insan ne idealist düşüncelerle mezun oluyor okullarından. Belki biraz olsun düzelecek bu durum. Ama kolay olmayacak. Sancılı ve zaman alıcı.

nimetpamuk dedi ki...

vallahi anne ben özel işyerinde hiç çalışmadım. benim işim hep devlet ile oldu. ama hep özelde çalışmayı ve aktif olmayı istedim. Ama sizlerden bu kötü taraflarını da duydukça bazen olduğum yere şükrediyorum.
bu arada kitap bitirmeme konusunda rekor bende olabilir. babamın 1996 yılında aldığı kitabı geçen sene bitirdim:(

nimet

annelog dedi ki...

Neşeli Merhaba:)Doğru, çoğu zaman ben de bu yöntemi uygulamaya çalışırım.

Aslı Merhaba:) çok doğru, bi nevi aile gibi olmak gerekiyor.

Aslıberry, hemen bakıyorum:)

Ayşen Ablacım Merhaba:) Yeni yer konusunda çok sıkıntım olmuyor benim, zira sektör öyle yurt çapında değil. Belli bir yerde ve kişiler belli hep. Ama dediğin de doğru, ne kadar olsa yeni bir ofis bir süre yeni adet:)Zor...

Semra Merhaba:)ktılıyorum dediklerine, şu anki iş yerimi tercih sebebim tamamen maddi, bi çeşit transfer oldu benim için. Ancak umduğum gibi değil.

Nimet Merhaba:), özel ile ilgili doğru bir yerde isen endişe etmeye gerek yok ancak devletteki imkanlar olmuyor hiçbir zaman.

Ece dedi ki...

anne.cim şimdi çıkmam gerek okuyamadım pazartesi ilk işim bunu okumak olacak...sevgiyle kal...iyi hafta sonları...

Ece dedi ki...

bu arada yandaki çiçekler hoş olmuş ellrine sağlık...varmıydı yoksa yoooooooo yoktu dimi ???

annelog dedi ki...

Ece Merhaba, tamam pazartesi görüşürüz:) evet gülleri ben de çok sevdim, yoktu daha önce. Günlük ya, kenar süsü olsun dedim:)
İyi haftasonları:)

sevil dedi ki...

Sirketi sahiplenme duygusu çok önemli. 14 yil calistim kendi isyerim gibi gecen sene birlesme yasadik kardes firmayla yeni bir yere tasindik o sahiplenme duygusu kalmadi artik isimi yapmis olmak icin yapiyorum artik. tazminatimi verseler cekip gidecegim. ama cikarmiyorlar

Ece dedi ki...

Ben iş konusunda çoğunuza göre çok çok şanslıyım sanırım.Çünkü Kamu çalışınayım.13 yıldır aynı işi yapıyorum.Oysa benimde o kadar çok şikayetim varki.Öncelikle bende Nimet gibi hep özel sektörde çalışmayı arzulamışımdır.Çünkü orda hakettiğini alıyorsun diye düşüyordum hep, az çalışana az yada kapı, çok çalışana çok diye düşünürdüm...Oysa Devlet dairesinde çalışanda çalışmayanda aynı parayı alıyor ve bu beni deli ediyor.yukarda 13 yıldır aynı işi yapıyorum demiştim ya o pozisyonum maalesef doğum sonrası değiştirildi.Ben doğum iznindeyken yeni bir müdür gelmiş ve ben işe başlayınca işimi değiştirdi.Ne kadar ağlasam ne kadar istifa etmeyi düşünsemde bazı şeylere şu an Kızım için ses çıkarmıyorum.Ben lojmanda oturuyorum zaten yavrum için buraya taşınmıştım emzirmem sorun değil, bakıcıyı kontrol etmek sorun değil, kızımın gelişimi açısında herşey mükemmel ama ben mutlu değilimki...
kızım biraz büyüsün o zaman bakacağım hal çaresine halen aynı müdürle devam edersek tabi...

annelog dedi ki...

Sevil Merhaba:)Onlar için çok değerli bir eleman olduğun için tutmaya çalışıyorlar tabii. Uzun yıllar çalışmış bu kadar tecrübeli eleman artık çok kolay bulunmuyor.Umarım daha iyi hissedersin zaman ilerledikçe, sevgiler:)

Ece Merhaba, avantajları çok fazla görünüyor bu işin. En önemlisi bebeğine vakit ayırabiliyor olman. Gerisi boş bi yerde. Sevgiler:)